Globethics.net has launched the Islamic ethics collection in March 2012. The collection offers a new model for sharing Islamic knowledge and resources across national and cultural barriers in order to make the diversity within Islamic thought and practice more visible and documents accessible for a global community.

Recent Submissions

  • Ehl-i Sünnet ve Şîa Hadîs Kaynaklarında Zeynelâbidîn Ali B. Hüseyin ve Rivâyetleri

    Hasan YERKAZAN (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Zeynelâbidîn Ali b. Hüseyin, İslâm tarihinin en trajik olaylarından biri olan Kerbelâ hâdisesine şahitlik etmiş ve bu elim faciadan sağ kurtularak Ehl-i beytin maddî ve manevî mirasını sonraki nesillere aktarmış bir şahsiyettir. Yaşamış olduğu sıkıntılar ona büyük tecrübeler kazandırmış, hayatını pasif görünümlü aktif bir mücadele içerisinde sürdürmüştür. Siyasî çekişmelerden uzak durarak ilim ve ibâdet eksenli bir hayat yaşamıştır. Elde ettiği ilmî birikimi, ders halkasına iştirak eden kimselere aktarmıştır. Özellikle babası Hz. Hüseyin ve dedesi Hz. Ali aracılığı ile kendisine ulaşan hadîslerin, bir sonraki kuşağa nakledilmesi hususunda önemli bir rol üstlenmiştir. Ondan nakledilen hadîsler hem Şîa hem de Ehl-i sünnet hadîs kaynakları vesilesiyle günümüze kadar intikal etmiştir. Bu makalede, her iki mezhebin hadîs kitaplarında Zeynelâbidîn’den nakledilen hadîsler tetkik edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Zeynelâbidîn’in hadîsleri kimlerden aldığı, ondan kimlerin hadîs dinlediği; nakletmiş olduğu hadîslerin Şîa ve Ehl-i sünnet hadîs kaynaklarındaki yoğunluğu ve çeşitliliği genel hatlarıyla incelenmiştir. Bu çerçevede hadîs tarihinde Zeynelâbidîn’in yeri ve önemi, her iki ekolün hadîs kaynakları bağlamında ele alınıp değerlendirilmiştir.
  • Ergen ve Genç Sığınmacıların “Türkiye” Algısı

    Kemal COŞKUN; Ali ERMİŞ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Bu araştırmada, yakın tarihte Türkiye’ye yapılan ve olağan üstü şekilde artış gösteren göçler ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, Türkiye'deki sığınmacıların zihinlerinde oluşmuş Türk imajını ve Türkiye algısını ölçmektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara ili Mamak ve Altındağ ilçelerinde yaşayan, 14-27 yaş arası 156 sığınmacı ergen ve genç oluşturmaktadır. Bu araştırmada verileri toplamak için Survey (anket) metodu kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Katılımcıların büyük kısmını Irak ve Suriyeli gençler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunluğu, 2010 yılı itibariyle Arap dünyasında yaşanan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan halk hareketleri sonrasında Türkiye’ye göç etmişlerdir. Çalışma sonuçları göstermiştir ki, sığınmacıların % 86,9’u Türkiye dışında bir ülkeye göç etmek istememektedir. Ayrıca sığınmacılar Türkleri en çok çalışkan ve dindar olarak değerlendirmiştir. Genellikle sığınmacılar, Türkiye üzerine olumlu metaforlar üretmişlerdir. Olumsuz metaforlar çoğunlukla Iraklı sığınmacılar tarafından üretilmiştir.
  • Bir Kültürel Direniş Örneği Olarak Kur’an’da Ashab-ı Kehf

    Merve Betül ÇİFTÇİ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Geçmişten beri gerek toplumlar gerekse de bireyler birtakım söylemlere ve buyruklara karşı çıkmışlardır. Bu karşı çıkma kimi zaman şiddete dayalı faaliyetler şeklinde olmuş, kimi zaman da şiddetsiz bir direniş olarak kendini göstermiştir. Kültürel direniş de bir şiddetsiz direniş biçimidir. Bu direniş şeklinde gücün kaynağı kültürdür. Kültürler oluşum sürecinde farklı kültürlerle karşılaşırlar. Kimi zaman bu kültürlere ait değerleri kendi potalarında eritip bünyelerine katarlar. Kimi zaman da kendilerini tehlikede hisseder ve o kültüre karşı bir mücadeleye girişirler. Çünkü hiçbir kültür başka bir kültürün baskısı altında ezilmek, yok olmak, kendi değerlerini kaybetmek istemez. İşte bu noktada kültürel direniş kendini göstermektedir. Bu çalışmada kültürel direniş kavramının Kur'ânî iz düşümleri, direnişin en eski örneklerinden olan Ashâb-ı Kehf kıssası üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak Ashâb-ı Kehf'in yapmak istediği şey yeni bir dil üretmek, var olan söylemi silerek huzura ermeyi amaçlayan bir söylemi ikâme etmekti.
  • Nasreddin Hoca’nın Fıkralarını Sosyolojik Okuma Denemesi

    Ejder OKUMUŞ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Kendi zamanını aşan, bir bakıma zaman inşa eden ender düşünürlerden Nasreddin Hoca (1208?-1284?), şekil ve muhteva bakımından fıkraları ve onlar üzerinden verdiği mesajlarıyla, beyan ve sözleriyle, olaylar karşısındaki tutumu ve olaylara yaklaşım biçimiyle, fikrî ve felsefî bakış açısıyla yaşadığı dönemden yedi yüzyıldan fazla bir zaman geçtiği halde mesajının güçlü varlığını yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünya çapında etkili ve canlı bir şekilde göstermektedir. Hoca Nasreddin büyük bir dünya bilgesi ve düşünürüdür. Azeriler arasında Molla Nasreddin, Türkmenistan’da Hoca Ependi, Kazaklarda Mulla Nasreddin gibi isimlerle anılan Nasreddin Hoca, günümüzün küreselleşme dünyasında İslam toplumlarında ve Türklerin yaşadıkları coğrafyalarda ve de Avrupa ve Amerika’nın da dâhil olduğu birçok ülkede halkların hafızalarında, dillerinde, esprilerinde ve şakalarında varlık gösterirken, fikrî düzlemde daha geniş, derin ve iyi bilinirlik düzeyinde canlı bir biçimde varlık sahnesindeki yerini almaktadır. Fıkraları, görünüşte güldüren, ama içerik itibariyle hikmetli olan Nasreddin Hoca, üzerinde sosyolojik planda çalışılması gereken bir insandır. Zaman içinde tarih üstü bir kişilik kazanmış efsanevi şahsiyetlerden biri olan Nasrettin Hoca, insanlarla ilişki tarzı, eşyaya ve olaylara bakış açısıyla dikkatleri çeken mütefekkir bilge bir insandır. Bu çalışmada Nasreddin Hoca’nın fıkralarının içeriğine ve toplumdaki etkilerine sosyolojik perspektifle yaklaşım denemesi yapılacaktır. Çalışmanın amacı, Nasreddin Hoca’nın fıkralarının sosyolojik boyutlarını anlamaktır. Anahtar sözcükler: Nasreddin Hoca, fıkra, toplum, sosyolojik okuma.
  • Din Çalışmalarında Antropoloji

    İsmet TUNÇ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Antropoloji, erken dönemlerden itibaren insana ve çevresine dair bilgilerin toplandığı, günümüze kadar da bu faaliyetlerin devam edildiği çok alanlı bir disiplindir. Geniş bir kapsama sahip olan antropolojinin önemli çalışma alanlarından biri de din konusudur. Antropolojide din, çok farklı bakış açılarıyla ele alınan ve hakkında çok fazla konuşulan kavramların başında gelir. Antropolojide çok fazla ilgi gören bir alan olarak dinin kültürel boyutuna odaklanılan bu çalışmada, din hakkındaki farklı söylemlerin bir araya getirilmesi ve antropolojinin dine olan yaklaşımının sınırlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca din hakkında yapılan değerlendirmelerde dinin “kültürel evrensel” boyutuna dikkat çekilmiş, dinin anlaşılmasında teosentrik bakış açısının yeterli olup olmayacağı meselesi de irdelenmiştir. Bu bağlamda antropolojinin dine bakışı ve onu ele almadaki önceliği vurgulanarak, din olgusuna farklı çerçevelerden açıklama yapan bilim insanlarının görüşleri ele alınmış, antropolojik açıdan dine ve dinsel olgulara bakış açısının belirlenmesi için bazı değerlendirmelerde bulunulmuştur.
  • Kur’an’da Toplumsal Cinsiyet Bağlaminda Eşcinselliğe Sosyolojik Bakış

    Rumeysa YAZAR (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Kadın ve erkek arasındaki toplumsal farklılıkları anlatmak üzere kullanılan toplumsal cinsiyet (gender) kavramı, sonradan geleneksel kadın ve erkeklik kalıplarının analizine indirgenmekle eleştirilmiş, kadın ve erkek ikiliminden sıyrılarak farklı cinsiyet biçimi olan ara kimlikleri ve eşcinselliği de içine almıştır. Geleneksel cinsiyet kalıplarının önemini kaybettiği günümüzde eşcinsellik, üçüncü bir toplumsal cinsiyet biçimi olarak kabul görmekte ve desteklenmektedir. Kur’an’ın toplumsal cinsiyete bakışı ise 21. yüzyılın hakim anlayışından farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın konusu, toplumsal cinsiyet kavramının Kur’an’daki izdüşümlerini ele almaktadır. Araştırmanın amacı, Kur’an’ın toplumsal cinsiyet bağlamında eşcinselliğe dair algısını sosyolojik olarak incelemektir. Kur’an, fıtrata aykırı olduğu gerekçesiyle eşcinselliği olumsuz bir şekilde tanımlamakta, Lut Peygamber ve kavmine atıfta bulunarak homoseksüel kimliğe çeşitli eleştiriler getirmektedir. Buna göre Lut kavmi, kendilerini fıtrata çağıran peygamberlerine itaatsizlik ederek haddi aşmış, eşcinsel davranışı bireysel bir fiil olmaktan çıkarıp zulme dönüştürmüştür. Kavim, ayrıca fıtratı bozarak eşcinselliği topluluğun bütününe yaymış, böylece nesli ifsad etmiştir.
  • 4-6 Yaş Kur’an Kursu Öğreticilerinin Okul Öncesi Dönem Müzik Eğitimine İlişkin Tutumları Üzerine Bir Araştırma

    Sadettin Volkan KOPAR; Serbülend ARPA (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Okul öncesi dönem, çocukların zekâ ve motor becerilerini geliştirdiği ve bunları uyum içinde kullanmaya başladığı hızlı bir gelişim dönemidir. Okul öncesi eğitim, çocukların gerek bireysel özelliklerini gerekse psikolojik gelişimlerini dikkate alarak onlara iyi bir rehberlik sağlamayı amaçlamaktadır. Nitekim çocukların bu dönemde edindikleri beceri, düşünce ve davranışlar gelecekteki yaşamlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Artan bilişsel kapasitelerine rağmen, okul öncesi çocuklar dini kavramları ve uygulamaları anlamakta bazı zorluklar yaşamaktadırlar. Bu zorlukların aşılabilmesini sağlayacak bir takım pedagojik teknikler geliştirmek üzere son yıllarda pek çok araştırma yapılmıştır.Bu çalışma, okul öncesi çocukların, motor becerilerini melodiler yoluyla öğrenme sürecine dahil ettikleri takdirde dini terimleri ve ifadeleri daha hızlı öğrenebilecekleri, müzik eşliğinde öğrendikleri şeyleri zihinlerinde daha kalıcı bir şekilde tutabilecekleri ve müzik sayesinde söz konusu kavramların onların maneviyat dünyası açısından daha anlamlı hale geleceği gibi bazı varsayımlardan hareket etmektedir.Müzik eğitiminin okul öncesi çocukların duygusal, sosyal, düşünsel, dilsel ve psiko-motor gelişimi üzerindeki olumlu etkilerinin kısa bir özetini veren makale, yazarlar tarafından hazırlanıp uygulanan beşli Likert ölçeği anket verilerine göre belirtilen varsayımların ne derece geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Makale, Diyanet İşleri Başkanlığı Ankara Müftülüğüne bağlı Dört-Altı Yaş Kur’an Kurslarında görev yapan öğreticilerden elde edilen bulguların değerlendirilmesi ile sona ermektedir.
  • Irak Arapçasına Geçen ve Anlam Kaymasına Uğrayan Bazı Türkçe Kelimeler

    Nur ÖZBEK; Abdullah HACIBEKİROĞLU (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Tarih boyunca halklar arasında doğrudan veya dolaylı olarak yaşanan iletişimler ve farklı kültürlerin bir araya gelmesi, dil açısından da etkileşimlerin görülmesine yol açmıştır. Türkçe de asırlar boyunca hem birçok dili etkilemiş hem de onlardan etkilenmiştir. Türkçenin en fazla etkileşim içerisinde bulunduğu dillerden biri de Arapçadır. Türkler ve Araplar ortak İslami kültüre dayalı tarihsel ve sosyokültürel anlamda derin bağlara sahiptir. Türklerin de Müslümanlığı kabul etmeleriyle birlikte bu iki dil arasındaki etkileşim kaçınılmaz hale gelmiş, birçok alanda kelime alış-verişi olmuştur. Özellikle Türkçe, Arapçanın çok etkisinde kalmış ve Arap dilinden birçok kelimeyi kendi diline aktarmıştır. Bununla beraber Arapçanın Türkçeye etkisi kadar olmasa da Türkçe de Arapçayı etkilemiş ve bu dile birçok unsur kazandırmıştır. Türkçeden Irak Arapçasına geçen kelimelerin çoğu Türkçedeki anlamıyla kullanılır, fakat kelimelerin bir kısmı zamanla anlam değişikliğine uğramıştır. Öte yandan Türkçeden Irak Arapçasına geçen kelimelerin bazıları Türkçe asıllı değildir. Bu kelimelerin bir kısmı başka dillerden Türkçeye girmiş, zamanla Türk dilinde yaygın bir kullanım sahası elde etmiş, daha sonra Türkçe vasıtasıyla Arapçaya geçmiştir. Dolayısıyla bu çalışmamızda ele aldığımız kelimelerin arasında bu tür kelimelere yer verilmiştir. Bu makalede; Irak Arapçasındaki anlam değişikliğine uğrayan Türkçe kelimeleri incelemeye çalıştık. Zamanla tedavülden kalkan kelimeler ise çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır.
  • Osmanlı Örneğinde İslam Düşüncesinde Diğer Dinleri Algılama

    Recai Doğan (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Bir arada yaşama kültürünü oluşturamama, çevre duyarsızlığı, insan hakları ihlali, insanlarla empati kuramama vb. bugün dünyamızın en başta gelen problemlerindendir. Bu sorunların elbette siyasi, ekonomik, kültürel, tarihi, dini, psikolojik ve sosyal pek çok nedeni vardır. Ancak, küçük bir köy haline gelen günümüz dünyasında bu problemlerin -daha yaşanılabilir bir dünya oluşturabilmek için- aşılmasında çaba harcamak önemlidir ve gerekir. Bireyin öteki algısını oluşturan en güçlü etkenlerden biri olarak din anlayışının adı geçen problemlerin oluşmasındaki rolü de inkâr edilemez. Bu nedenle bireyde olumlu ve yapıcı bir öteki algısının oluşmasında ister yaygın isterse örgün olsun din eğitiminden gelecek katkı görmezlikten gelinemez. Bugün din eğitimi, inanılan dinin mensuplarına karşı nasıl davranılacağını kazandırdığı kadar, ötekine de nasıl bir tutum ve davranışta bulunulması gerektiğinin de üzerinde durmak zorundadır. Bu ise öğretim programlarında “nasıl bir din anlayışı” yanında “nasıl bir öteki anlayışı” sorusunun cevabının da yer almasıyla mümkündür.Bugün din eğitimi programları genelde tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan din anlayışlarından birisi çerçevesinde oluşturulmaktadır. Genelde de benimsenen yorum, kendi tarihi şartları içerisinde oluşmuş kuralcı, dışlayıcı, siyasileşmiş yaklaşımdır. Halbuki tarihteki din anlayışları içerisinde bireyi merkeze alan, ahlak eksenli din yorumları daha baskındır. Din anlayışının oluşmasında tarihi köklerimizden ayrılamayacağımıza göre, acaba tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan din anlayışlarının analiziyle, dinin, günümüz problemlerinin aşılmasında hem kendi alt yorumlarını hem de ötekini kucaklayıcı olanlarından yararlanarak bir yorumunu ortaya koymak mümkün olabilir mi? Bu makalede, içerik analizi yöntemiyle din eğitim ve öğretimi programlarının oluşturulmasında gelenekten nasıl yararlanabileceğimizin bir cevabı olarak Osmanlı örneğinde medrese ve tekke İslam’ı değerlendirilmiştir. Bu iki kurumun seçilmesinin sebebi, birincisi halka inmekle beraber, genelde devletin hemen her kademesine eleman yetiştiren ve resmi din anlayışını temsil eden, ikincisi ise halka yönelik din eğitimini sürdüren kurumlar olmasıdır. Medresenin oluşturduğu İslam anlayışı daha kuralcı ve fıkıh temelli iken, 11-17. asır tekkelerinin oluşturduğu İslam anlayışı insan merkezli, bireyi ve evrensel değerleri önceleyen, bir arada yaşama kültürü oluşturma amacında olan ve ahlaki değerler üretmeye yöneliktir. Bu sebeple, diğer dinleri algılama konusunda da önemli bir farklılık gösterirler. Din eğitimi, Gelenek, İslam, Osmanlı Örneği, Diğer topluluklarMakale, günümüzde İslam din eğitim ve öğretiminin, diğer dinleri öğretime konu ederken nasıl bir bakış açısı kazandırması gerektiği konusunda olumlu anlamda değerlendirmeler yapmamıza katkı sağlayacak tarihi malzemeler sunacak niteliğe sahiptir.
  • Kur’an’da Küreselleşmeci Âlem Tasavvuru

    Zeynep Tuğba ALBAKIR (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Küreselleşme, bireylerin ve toplumların sosyal yaşantılarını, kültürel anlayışlarını değiştiren, bunun sonucunda da dindarlık algılarını ve dini uygulamalarını sorgulamayı gerektiren bir olgudur. Özellikle yaşadığımız son yüzyılda kendini gösteren bu süreç, tüm dünya insanlarının tek bir sosyo-kültürel egemenlikte buluşmasını hedeflemektedir. Küreselleşme kavramı, ekonomi ve siyaset gibi bilim dallarını da ilgilendiren sosyolojik bir kavramdır. Sosyoloji alanında da küreselleşmeyi inceleyen birçok çalışma hali hazırda bulunmaktadır. Ancak Müslümanların temel kitabı olan Kur’an’dan hareketle, küreselleşmeci tavrın yoklandığı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Çalışmanın konusu, sosyolojik açıdan Kur’an’daki küreselleşmeci tasavvuru aşırı küreselleşmeci argümanlar açısından ortaya koymaktır. Çalışmanın amacı ise, Kur’an’ın küreselleşmeci âlem tasavvurunu aşırı küreselleşmecilerin argümanları bağlamını göz önünde tutarak, Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel ilkeler çerçevesinde tartışmaktır. Çalışmamızda, dolaylı gözlem tekniğine uygun olarak tarihsel dökümantasyon incelemeleri yapılmıştır. Çalışmada genel olarak Kur’an’ın kimi yerel olaylar üzerinden evrensel ahlak ve inanç kurallarına gitme durumu yanında, temel olarak bütün insanlığa küresel manada bir toplumsal iyinin aracısı olarak tevhidi ve onların sorumlulukları üzerinden de ortak iyiyi küreselleşmeci bir âlem tasavvuru içinde sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Sosyal Risk Faktörü Olarak Kur’an’da Münafıkların Durumu

    Nazife YILMAZ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Toplumlar farklı unsurları içeren dinamik yapılardır, bu farklılık bir fırsat olabileceği gibi çatışma sebebi de olabilmektedir. Çatışmalar genellikle yaşamda daha fazla yer edinme ve hâkimiyet kurma çabasından kaynaklanmaktadır. Sosyal risk, ne şekilde ortaya çıkacağı belli olmayan, gerçekleşmesi muhtemel olan ve toplumda sosyal düzeni bozmaya sebep olacak olan tehlikeler bütünüdür. Bu nedenle çalışmada, Kur’an’da münafık tiplemelerinin davranışları ve münafıkların geçmiş dönemde yaptıkları faaliyetler, sosyal risk açısından ele alınacaktır. Çalışmada münafıkların eylem tipleri sosyal risk bağlamında ele alınarak sosyal yapı ve toplumsal zararlar açısından a) aile düzeni ve konumu b) yerleşim, kentsel sorunlar c) ahlaki yoksunluk d) temel güvenlik e) yoksulluk f) göç h) işsizlik bağlamında değerlendirilmektedir. Çalışmada anlayıcı yaklaşım metodolojisi bağlamında tarihsel dokümantasyon tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda münafıkların, alternatif bir kimlik üretme adına ayrı bir ibadethane açma girişimleri, hicret esnasında Müslümanların motivasyonlarını düşürücü faaliyetleri, yoksulluk, göç ve savaş durumlarında sürekli negatif değerlendirme ve eylemlerle Müslümanların bütünleşmesini engelleme çabaları ve Hendek Savaşı’nda Müslümanların aleyhine tavırları sosyal risk faktörü olarak Kur’an’da münafıkların eylemlerine örnekler olarak değerlendirilmektedir.
  • Nahivciler Nezdinde Takdîm-Te'hîr Olgusu

    Hatice KESKİNOĞLU; Mehmet Ali Kılay ARAZ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Takdîm-te’hîr konusu, belâgatın furû’larından olan meânî ilminin önemli mevzularından biridir. Takdîm-te’hîr; mütekellime söz üzerinde tasarrufta bulunma hakkı vererek zihninde tasavvur ettiği manayı daha iyi aktarabilmesine katkı sağlayan bir ifade biçimidir. Her ne kadar takdîm-te’hîr belâgatın bahsi olsa da belâgat müstakil bir ilim olarak teşekkül etmeden önce nahivle iç içe olmuştur. Nahiv alimleri, belâgatın bazı konularına kitaplarında dağınık bir şekilde yer vermişlerdir. İlk nahiv kitabı olan El-Kitâb’da takdîm-te’hîre değinilmiş olması, söylediklerimizi teyit etmektedir. Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî, her ne kadar bu konuya ilk değinen alim olsa da takdîm-te’hîrin mana üzerindeki etkisine bir yorum yapmamıştır. Sîbeveyhi ise, bu konunun manaya olan tesirini ele alması hasebiyle anlamsal yorum arayışına giren ve bu bahsi belâgî açıdan ilk kez ele alan alim olmuştur. Sîbeveyhi, takdîmi-te’hîri, inâyet/ihtimâm hususlarıyla gerekçelendirmiştir. Dolayısıyla belâgat ilmi açısından konumuzun gövdesini oluşturan takdîm-te’hîr ile ilgili Sîbeveyhi’nin yorumları daha fazla önem arzetmektedir. Sîbeveyhi’nin takdîm-te’hîr konusunu El-Kitâb’ına dahil etmesi, daha sonraki nahiv alimlerinin de inceleme alanlarına yansımış ve bu konuya ehemmiyet vermelerini gerektirmiştir. Biz de bu makalemizde nahiv alimlerinin takdîm-te’hîr konusundaki görüşlerini beyân ederek bu alimlerin takdîm-te’hîri hangi açıdan ele alıp eserlerinde incelediklerini derledik. Bu makale “Kur’an’ın 30. Cüzü Örnekliğinde Takdîm-Te’hîr Olgusu” isimli yüksek lisans tezinden üretilmiştir.
  • Kur’an’da Kadınla İlgili Yerel Kültürün Fenomenolojisi

    Zeynep KATMER (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    İnsanoğlunun fıtratında bulunan aidiyet duygusu, insanın tarih boyunca toplumuna ve kültürüne bağlılığının nedeni olmuştur. İnsanlar, içinde bulundukları toplumları kültürleri üzerinden karakterize ederek bu yolla maddi manevi değerlerini, birliklerini, kimliklerini nesilden nesile aktarmış ve korumayı başarmıştır. Toplumlar, küreselleşen dünyada, yerel kültürlerini muhafaza etmeye çalışarak etkileşimde oldukları evrensel değerlerle ortak paydada buluşabilme eğilimi göstermiştir. Bu çalışmanın konusu toplumsal kurumlar bağlamında Kur’an’da kadın ile alakalı yerel kültür izleri taşıyan ayetleri ele almaktır. Araştırmanın amacı ise yerel kültür bağlamında Kur’an’ın kadına ilişkin olay, olgu, betimleme ve anlatımlarını fenomenolojik tarzda yerellik-evrensellik bağlamında tartışmaktır. Çalışma fenomenolojik yöntem temelli tarihsel-dokümantasyon tekniği bağlamında yürütülmüştür. Sonuç olarak kadına dair yerel kültürün Kur’ânî boyutlarının, kadının evliliği, aile içerisindeki konumu, sosyal hayat içerisindeki durumu üzerinde olduğu görülmektedir. Ayrıca kadına ilişkin hükümlerin yerel kültürün evreninde şekillendiği görülmektedir. Bunun yanında sosyolojik olarak bakıldığında Kur’an’ın Arap toplumu içerisinde kadına yönelik tutumunun, evrensellik içeren temel insani haklar çerçevesinde değiştirilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kadın, Yerel kültür, Kur’an, Küreselleşme, Arap toplumu
  • Rivayetlerde Kadını Dövme Meselesi

    Nurefşan AKYILDIZ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    İslam’da kadın-erkek ilişkilerinde önemli tartışma konularından biri de kadına fiziksel şiddet uygulanabileceği iddiasıdır. Şiddetin dinî kültürden kaynaklandığı düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. Şiddet uygulayan kişilerin kendilerini haklı çıkarabilmek adına ortaya pek çok delili ileri sürdükleri görülür. Fakat yaptıkları bu eylemlerin hiçbir sağlam dayanağı yoktur. Bunu Kur’an ve Sünnetteki dayanaklarla ortaya koymak gerekir. Bu eylemi yapanların Kur’an-ı Kerim’de ve sünnette kendilerine gerekçe olarak gösterebileceği bir delil yoktur. Kanaatimize göre bu husus Kur’an’da yer alan ayetin yanlış yorumlanması ve Hz. Peygamber’den bu konuda nakledilen hadislerin delaletlerinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır.Allah Resulü’nün kadına karşı tutumu bilinen bir husustur. Hz. Peygamber, bir erkeğin hayatını paylaştığı eşine karşı merhamet ve şefkatle davranmasını oldukça önemseyerek, hanımlarına karşı iyi davrananların en hayırlı kimseler olduğunu belirtmiştir.Günümüzde yaşanan olaylardan yola çıkarak, kadınlara karşı aşağılayıcı ve baskıcı zihniyete sahip olan insanların uyguladığı davranışlarını Kur’an’ın özüne ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına uygun olmadığı düşünmekteyiz. Çeşitli bahanelerle kadına karşı gösterilen şiddet ve benzeri hal ve hareketler Hz. Peygamber’in bu konudaki uygulamaları ile tezat teşkil etmektedir.
  • İslam Edebiyatında İlmin Adabına Dair Bir Değerlendirme

    Murat ATAMAN; Adnan Arslan (Şırnak Üniversitesi, 2020-06-01)
    Doğru davranışın ancak doğru bilgiden kaynaklanabileceği gerçeğinden hareketle, doğru davranışları hedefleyen İslam dininde, ilmin tahsiline son derece önem verilmiştir. Bu önem, İslam edebiyatında “ilim” konulu sayılamayacak nicelikte eserin vücuda gelmesinde kendini göstermektedir. Yine bu öneme binaen hadis ve Arap edebiyatı kaynaklarına baktığımızda ilim tahsilinde bulunacak öğrencilerin takınması gereken özel bir “ilim âdâbı” alanının oluştuğu görülmektedir. Aslına bakılırsa ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır. Ancak bu tür “ilim âdâbı” eserlerinde birinci derecede hedef kitle, hayatının bir kısmını ilme tahsis etmiş “talebe” kesimidir. İlim taliplisinin bir ömür boyu sürecek tahsil yolculuğunda kritik eşikler, savrulmaya müsait dönemeçler ve ilmin istismara uğrayabileceği riskli alanlara dair pek çok ikaz ve işaretler bu eserlerde bulunmaktadır. Zira kimi zaman ilmi bir yanlış ameli pek çok doğruya mal olabilmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde İslami ilimler tahsili ile meşgul olan önemli sayıda bir kesime ve bu kesim içerisinde de özellikle “yeni başlayanlara” yönelik hadis ve Arap edebiyatı kaynaklarından derlenmiş prensipler ele alınmıştır. Çalışma ağırlıklı olarak sunum ve değerlendirmeye dayalı olacağı için konu çerçevesinde -rehberlik amaçlı- seçilen literal malzeme arz edilerek günümüz -İslami ilimler öğrencilerine- göre yorumlanmıştır.
  • An Evaluation on Adab of Science in Islamic Literature

    ATAMAN, Murat; ; ULUDAG UNIVERSITY; ARSLAN, Adnan; ; BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ, İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ (Sırnak UniversityŞırnak Üniversitesi, 2020-06-15)
    Considering the fact that the right behavior can onlyarise from the right information, the education of science has been givenutmost importance in the Islamic religion aiming at the right behaviors. Thisimportance manifests itself in the inclusion of an unquestionable quantity of”science” in the Islamic literature. When we look at the hadith and the sourcesof Arabic literature due to this importance, it is seen that there is a specialfield of scholars of science that should be attached to the students who willstudy science. In fact, it is obligatory for every Muslim to learn science.However, the first-degree target audience in this kind of ”science adab” worksis the ebe demand ”segment that has devoted part of his life to science.Critical thresholds, bendable bends and risky areas where science can beexploited are found in these works. Because sometimes a scientific mistake cancost many truths. In this study, the principles compiled from the sources ofhadith and Arabic literature for a significant number of people engaged in thecollection of Islamic sciences in our country and especially for the"beginners" were compiled. Since the study will be mainly based onpresentation and evaluation, the selected material will be presented within theframework of the subject - for guidance purposes - and will be interpreted accordingto the present - Islamic sciences students
  • Kuzey Afganistan'da Aile ve Din İlişkisi (Cüzcan Örneği)

    Aminullah KOSHAN; Özcan GÜNGÖR (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Alan araştırması tekniğiyle hazırlanan bu çalışmada, Kuzey Afganistan'da Cüzcan halkının aile ve din ilişkisine yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Anket tekniği ile elde edilen veriler çeşitli bağımsız değişkenler esas alınarak değerlendirilmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Aile içi ilişkilere yönelik tutum ölçeği" ve "Din, gelenek ve evliliğe yönelik tutum ölçeği" şeklinde anket formu uygulanmıştır. Bulgular, Cüzcan halkının aile ve din ilişkisine yönelik tutum düzeylerinin, "Cinsiyet, medeni durum, yerleşim birimi olarak yaşadığı yer, dindarlık bakımından kendilerini hangi grupta görmeleri, gelir durumu ve yaş gurupları" olan bağımsız değişkenlere göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Afganistan’ın Kuzeyinde olan Cüzcan ilinin aile ve din ilişkisi hakkında anket ve mülakatlardan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Cüzcan ilinin aile yapısı ve din anlayışına etki eden faktörleri, incelenerek toplanan veriler analiz edilmeye çalışılmıştır. Kuzey Afganistan'da Cüzcan İl merkezi başta olmak üzere ilçeler ve bazı köylerde yaşayan bireylerden 300 kişi ile anket ve 50 kişi ile yapılan mülakattan elde edilen bulgular belirtilmiş ve yorumlanmıştır.
  • Seküler Başa Çıkma Yöntemi Olarak Aydaş İnancı :Yukarı Karahacılı Köyü Örneği

    Muhammed ŞAHBAZ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Tarihsel gelişme içinde, aynı toprak parçası üzerinde birlikte yaşayan insanların zamanla ortak bir kültür ve gelenek birikimi oluşur. Bu birikim o toplum için değerlidir ve onlar için bir bilgi kaynağıdır. Her toplum değer verdiği bu oluşumu sonraki nesillere aktarmak ister. Özellikle hastalık olarak kabul edilen durumlar için gelenek içerisinde yer alan inançlar eski dönemlerden günümüze kadar ulaşmıştır. “Aydaş inancı” da bu tür bir gelenektir.Seküler veya dini olması fark etmeksizin inançların insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Bu araştırmada, çok eski zamanlardan beri bir çocuk hastalığı olarak kabul edilen aydaş inancı ve bu hastalık için yapılan aydaş aşı pişirme ritüeli, başa çıkma ve inanç psikolojisi çevresinde incelenmiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak aydaş inancının devam ettiği Yukarı Karahacılı Köyünde inceleme yapılmıştır. Söz konusu köyün popülasyonu, Türkmenlerden ve Cumhuriyet sonrası yerleşik hayata geçen Yörüklerden oluşmaktadır. Aydaş inancı, Türkiye genelinde Yörüklerin ve Alevilerin olduğu bölgelerde halen varlığını sürdürmektedir.
  • Arap Dilinde Morfemler ve Cümlenin Anlamsal Yorumuna Etkileri

    Büşra GÜRPINAR; Muhammet ASUTAY (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Bir metinde okuduğumuz ya da duyduğumuz her kelimenin bir sözlük anlamı olduğu gibi bir de biçiminden (morf) kazanmış olduğu anlamı vardır. Bu biçimsel yapı bize kelimenin cümle içerisindeki anlamını tanımlamamız bakımından ipuçları vermektedir. Cümleye bu biçimsel yapının kazandırdığı anlama ise morfolojik anlam denir. Bu anlam türünün temel ögesi ise morfemlerdir. Morfemler bir dilin daha küçük parçalara ayrılamayan en küçük anlamlı birimleridir. Bu birimlerin bir kısmı tek başına kullanıldığında da bir anlam ifade ederken, diğer kısmı yalnızca anlamlı başka birimlere bitişerek anlam kazanabilir. Bunlardan birincisine “bağımsız morfemler” derken ikincisine “bağımlı morfemler” dememizin sebebi budur. Bu morfemler kendi aralarında cümlenin anlamına etkileri, gramatik fonksiyonları gibi sebeplerden dolayı çeşitli gruplara ayrılır. Arapça morfolojik yapısı itibariyle hayli zor bir dildir. Zira bir yandan bükümlü bir dilken diğer yandan baştan, ortadan ve sondan ek alabilen bir yapıya sahiptir. Bu yüzden bazen alışageldiğimiz morfoloji tanımlarının içine dahil etmekte zorlandığımız yapıları da bünyesinde barındırmaktadır. Bu anlamda Arap dili morfolojisi üzerine kitaplar yazılabilecek derinlikte bir deryadır. Bu makalede yapılacak çalışmalara temel bir taslak sunmak amacıyla Arap Dili morfolojisinin temel yapıları ele alınacaktır. Bu makale hazırlanmakta olan “Arap Dilinde Morfolojik Anlam” isimli yüksek lisans tezinden üretilmiştir.
  • Bir Nahiv Usûlü Delili Olarak İcmâ Olgusu ve Hüccet Değeri

    Tahsin YURTTAŞ (Journal of Analytic Divinity, 2020-06-01)
    Bu makalede bir nahiv usûlü delili olan icmâ olgusundan bahsedilecektir. Buna göre icmânın tanımı, türleri ve kaynak değeri incelenecektir. Ayrıca nahiv konularında ve ekollerinde icmânın açığa çıkış şekilleri incelenecek, ihtilaf ve ittifak edilen bazı dilbilim konularından örnekler verilecektir. Nahiv usûlünün temel kaynakları bu ilmin delilleri şeklinde isimlendirilmişlerdir. Bu deliller, nahvin dayandığı ve bu ilmi teşkil eden temellerdir. Sema, kıyas, icmâ ve ıstıshâb Arap nahiv usûlünün birincil delilleri olarak kabul edilmektedir. Bunların dışında istihsân, istidlâl, illeti beyan, civarlık, bir şeyin benzerinin bulunmaması vb. ikincil derecede kabul edilen ve daha çok İbn Cinnî’nin (ö. 392/1002) bahsettiği deliller de bulunmaktadır. İcmâ, nahvin tespit ve temellendirilmesinde kendisine başvurulan birincil delillerdendir. Arap dilbilimi geleneğinde icmâ, nahiv usûlü açısından bir delil sayılmış ve ona muhalefet dilcilerin çoğu tarafından uygun görülmemiştir. İcmâ, nahiv ekolleri içerisinde daha çok Basra ve Kûfe ekolü arasındaki ittifak şeklinde kabul edilmiştir ve bu ekollerin üzerinde ittifak ettikleri görüşler, daha sonraki asırlarda makbul sayılmıştır.

View more